Frontend dünyasında her gün yeni bir paket çıkıyor ancak ben, "hazır paket kullan geç" kültürü yerine, yapıları anlayarak inşa etme felsefesini benimsiyorum. Bu yazı; araçların sadece kullanıcısı olmak yerine, o mutfağa girerek kendi standartlarımı nasıl kurguladığımı ve bu süreçteki modern zanaat yolculuğumu anlatıyor.
Birçok kişi için bu süreç "tekerleği yeniden icat etmek" gibi görünebilir. Ancak benim için bu, tekerleği yeniden icat etmek değil, tekerleğin nasıl döndüğünü anlamaktır.
Mutfağa İlk Giriş: Turkuaz ve Keşif Süreci
Her şey Bootstrap, Materialize ve Bulma gibi devlerin kaynak kodları arasında kaybolduğum o günlerde başladı. Ekranımda onlarca sekme; bir yandan grid sistemlerinin matematiksel arka planını, diğer yandan farklı kütüphanelerin CSS değişkenlerini nasıl kurguladığını en ince ayrıntısına kadar inceliyordum.
Amacım bu devlerle yarışıp pastadan pay almak değildi. Asıl derdim; bir kütüphanenin arka planda nasıl çalıştığını, ölçeklenebilir bir mimarinin nasıl kurulduğunu ve "en iyisi" denilen yapıların hangi noktalarda taviz verdiğini anlamaktı. Turkuaz, bu derin merakın çıktısıydı. Bugün artık Tailwind CSS ve shadcn/ui gibi modern yaklaşımlar standart haline geldiği için projenin geliştirmesini durdurdum ve yakında repoyu arşivleyeceğim. Ancak Turkuaz, bana bugünkü vizyonumu kazandıran ilk göz ağrım olarak yerini koruyacak.
İsimlerin Ruhu ve Hikayesi
Ekosistemimde bir projeye isim vermek, kod yazmak kadar mesai harcadığım zihinsel bir süreç. Bir ürün sadece fonksiyonuyla değil, kimliğiyle de yaşamalı. Marka isminde Türkçeye sadık kalmaya, ASCII standartlarına uymaya ve küresel arenada yabancı bir meslektaşımın dilini dolaştırmayacak fonetikler seçmeye gayret ediyorum.
Bu isimlendirme disiplini Turkuaz ile başladı. Projeyi geliştirirken bir yandan da manalı bir isim arayışındaydım. Aslında renklerle aram pek iyi değildir; hatta o güne kadar "Turkuaz" diye bir rengin varlığından bile haberdar değildim. Sevdiğim bir sanatçının röportajında en sevdiği rengin turkuaz olduğunu söylemesiyle bu kelimeyi keşfettim. Kelime tarihini incelediğimde ismin Fransızca "Türk" kelimesinden türediğini ve Akdeniz sahillerinin renginden esinlendiğini gördüm. İçinde "Türk" kelimesini barındırması ve bir rengin UI kütüphanesiyle estetik uyumu, ismin Turkuaz olmasını sağladı.
Nizam, Kaide ve Ekosistemin Devamı
Turkuaz'dan sonra gelen her parça, bu isimlendirme felsefesini teknik bir disiplinle birleştirdi:
- Turkuaz: Türk rengi olarak bilinen bu ismin estetiği, geliştirdiğim UI kütüphanesinin görsel dünyasıyla tam bir uyum yakalıyor.
- Nizam: Düzen anlamına gelen ismine sadık kalarak; Next.js, TypeScript ve Feature-based mimariyi disiplinli bir başlangıç noktasında birleştiren yapı.
- Kaide: Kural anlamına gelen, isminin içinde "AI" (Kaide) ibaresini barındıran bu set; yapay zekayı kendi kod stilimi bilen bir asistana dönüştüren kurallar bütünü.
- Beti: Eski Türkçede ve edebî dilde yazı, metin, yazılı eser anlamına gelir. React Hook Form için hafif, sıfır bağımlılığa sahip bir maskeleme paketi.
Neden Hazırı Seçmiyorum?
Bu teknik olarak gelişmek için seçtiğim bir yol. Nizam'ı kurarken harcadığım mesai bana olası mimari hataları önceden görme yetisi kazandırdı. Kaide ile prompt mühendisliğini ve yapay zekâ ile nasıl konuşmam gerektiğini, Turkuaz ise CSS'i derinlemesine kavramamı sağladı.
Sonuç: Ezberden Uzak Bir Uzmanlık
Frontend ekosistemi inşa etmek benim için bir egzersiz değil, uzmanlaşma yolculuğu. Hazır çözümleri tercih etmememin sebebi onları küçümsemek değil, arkalarındaki matematiği kendi dünyamda kurma tutkusudur. Bir mühendis ancak nedenini bildiği satıra "benim kodum" diyebilir.
Bu ekosistem tamamlandığında, elimde sadece bir alet çantası değil; her ismi özenle seçilmiş, çalıştığım her projede en ince ayrıntısına kadar dert edip üzerine kafa yorduğum bir felsefe kalacak. Çünkü mesele sadece tekerleği döndürmek değil, o tekerleğin hangi kaide üzerine, hangi nizam ile inşa edildiğidir.